KONAK-PARAZİT İLŞKİLERİ

Doğada çok yaygın olarak bulunan mikroorganizmalar bitki, hayvan ve insan organizmaları 

ile her zaman sıkı bir ilişki içerisindedir. Çeşitli mikroorganizmalar , canlı organizmalarda

çoğunlukla bir arada yaşamak durumundadır.Örneğin , insan kalın bağırsağında

bakteroidler. Enterokoklar gram negatif enterik bakteriler birlikte,

ekolojik bir denge içerisinde yaşarlar .

İnsan vücudunun çeşitli bölgelerinde insana zarar vermen mikroorganizma

toplulukları bulunur ki bu topluluklara normal flora bakterileri adı verilir.

İntra-uterin yaşamda steril olan fetüs , doğum sırasında ve doğumdan

sonra mikroorganizmalarla karşılaşır ; doğumu takiben 3-12 saat içerisinde

kalın bağırsağa, ağız, boğaz, burun boşluklarına deriye dış genital organ

mukozolarına çeşitli mikroorganizmalar yerleşmeye başlar. Böylece bu

bölgelerin değişmez (=kalıcı) ve değişebilen (=geçici) mikrop floraları meydana

gelir.Normal koşullarda floroda bulunan mikroorganizmaların çoğu

kommensaldir .Vucut ısısı , nemi ve döküntü maddeleri bu mikroorganizmalar

için gereklidir.Bazı flora bakterileri ise mutualdir. Sindirim sisteminde

bulunan bir kısım bakterinin K vitamini sentezlediği ve yine bazı barsak

bakterilerinin fermantasyon olaylarını dengeledikleri bilinmektedir.

Bir diğer canlının içinde veya üzerinde ona zarar verecek şekilde yaşayan

ve besinlerini doğrudan doğruya ondan sağlayan organizmaya parazit (=asalak) denir.

Parazit ve dolaylı olarak parazitizm bir çeşit simbiyozis olarak nitelendirilir.

Parazitler le ilgili derin açıklamalara geçmeden önce simbiyotik yaşamları

kısaca açıklayalım:

Simbiyozis: Birbirine benzemeyen , iki veya daha fazla sayıda organizmanın,

birbirine daima yarar sağlama zorunluluğu olmaksızın, geçici veya sürekli

bir şekilde yürütülen bir arada yaşam biçimidir.

Bir canlının farklı ve belirli bir türden diğer bir canlının vücudunda herhangi bir

beslenme olayı olmadan, sadece bir yerden diğer bir yere taşınımın

gerçekleştiği ve bu amaç için diğerine zorunlu bağımlılığın söz konusu olduğu

birlikteliklere Forezi denir.

Taşınım için bir bağımlılığın söz konusu olmadığı ve taşınımın başka

 bir türden organizma ile gerçekleşebildiği durumlara ise Biyokori denir.

Simbiyotik yaşam biçimi kendi içinde üçe ayrılır:

Mutualizm

Kommensalizm

Parazitizm

Mutualizm(Yardımlaşma)

Her iki organizmanın karşılıklı yarar sağladığı simbiyotik ilişkilerdir.

Likenler mantarlarla, alglerin (su yosunları) oluşturduğu bir mutualist yaşam örneğidir.

Mantar, su yosununa CO2 ve H2O verirken, bunun karşılığında O2 ve besin alır.

Kendi arasında ikiye ayrılır:

Zorunlu mutualizm: Mutualistik ilişki gösteren organizmaların bu birlikteliği

 zorunludur. Bu gruptaki organizmalar birbirleri olmadan yaşayamazlar.

Fakültatif mutualizm (=Protokooperasyon): Simbiyotik birliğin karşılıklı

olarak ortadan kaldırılması ve her iki organizmanında kendi başına

 yaşayabildiği durumdur.

Kommensalizm(Sığıntılık)

Bu birlikteliğe katılan iki canlıdan birinin yarar gördüğü diğerinin ise ne

 yarar nede zarar gördüğü durumdur .Kommensal canlı, konağından

barınma, sığınma, besin bulma ve hatta sadece taşınma açılarından faydalanır.

Köpek balıkları ile onların karın bölgelerine tutunarak yaşayan Echeneis

balıkları da buna örnektir. Bu balıklar köpek balığının parçaladığı besinleri

 kullanırken köpek balığına fayda veya zarar vermezler .

Parazitizm

Çifti oluşturan organizmalardan birisinin (parazit), diğerinin zarar gördüğü

( konak) birlikteliktir. Zorunlu veya fakültatif (seçenekli) bir yaşam şeklidir.

 Parazit canlı yaşamını sürdürebilmek için, eksik kaldığı her şeyi konaktan

sağlar. Konağın bazen ısı şeklindeki enerjisinden, bazen de besin, enzim,

hücre ve hatta hormonlarından bile yararlanır.

Parazitizmi kapsyan her hangi bir simbiyotik birliktelikte,

birliği oluşturan canlı çiftinden boyutu küçük olanı Simbiyont

( Konuk) yada parazit, büyük olanı ise Konak olarak adlandırılır.

Parazitlerin üç çeşidi vardır:


1. Bir hücreli parazitler: Virüsler, parazit bakteriler, sporlular ve bazı

mantarlar bir hücreli parazittir.


2. Bitkisel parazitler: Bitki olan parazitlerdir. Bunların da yarı parazit, tam

parazit olan iki çeşidi vardır.

-Yarı parazitler (ökse otu): Üzerinde yaşadığı bitkiden inorganik madde alırlar.

 

- Tam parazitler (cin saçı): Organik madde alırlar.

 

3. Hayvansal parazitler: Hayvan olan parazitlerdir. Bunların da iç parazit

 ve dış parazit olan iki çeşidi vardır.

Tenyalar, bağırsak kurtları, karaciğer kelebeği, iç parazit, sivrisinek,

kene v.b. dış parazittir.

Parazitler konaklarının gelişmesini engeller.

Parazitin konağın vücudu içinde veya üzerinde yaşaması dikkate

 alınarak, bu birliktelik şu şekilde ayrılmıştır:

-Endosimbiyozis (=Endoparazitlik)

-Ektosimbiyozis (=Ektoparazitlik)

Bazı simbiyontlar veya bu simbiyontların yaşam döngülerindeki bazı

safhalar, konaklarından ayrı olarak yaşayamazlar . Bunlara obligat (=zorunlu)

 simbiyontlar denir.Bu tip simbiyontlar yaşayabilme ve nesillerini sürdürebilme

açısından, mutlaka parazitizme ihtiyaç duyarlar . Örneğin karaciğer

 kelebeği bir evresini küçük baş memeli hayvanların vücudunda geçirir.

Simbiyont veya serbest olarak eşit derecede yaşayabilme özelliğine sahip

olanlar ise Fakültatif (=seçenekli) Simbiyontlardır. Bunlar gerek ergin gerekse

 larval evrelerinde konukçuya ihtiyaç duymazlar.

İnsan ve diğer hayvanlarda yaşayan intestinal (bağırsak) parazitlerin çoğu

aslında kommensaldir. Bununla beraber kendi kullanımları açısından konağın

besininin bir kısmından faydalandıkları gerçeği dikkate alındığında, hiç değilse

 konaklarını sadece marjinal (oldukça düşük oranda) şekilde etkiledikleri

ortaya çıkar.Buna karşın gerçek parazitlik, parazitin konağın dokularıyla

beslendiği ve bu nedenle zararlı olduğu bir birlikteliktir.

Bazı araştırmacılar bu olayı dikkate alıp, parazitizm terimini sınırlandırırlar ve

 bunun yerine “Doku parazitliği” terimini kullanırlar.

Bütün doku parazitleri zorunlu olarak konuğuna zararlıdır. Çoğu tripanozomlar

(Trypanosoma lewisi) kan plazması ile beslendikleri için , kesin olarak

doku paraziti olmalarına karşın, görünüş olarak konaklarına zarar vermezler.

Diğer bazı Tripanozomlar bazen ölümle sonuçlanacak şekilde konaklarına

 fazlasıyla zararlı olabilirler. Bu duruma insanlarda uyku hastalığına sebep olan

Trypanosoma brucei verilebilir.

Böyle zararlı parazitler için Patojen yada Patojenik terimi kullanılır.

 Geniş anlamda bazı simbiyontlar, bazen kommensal ve bazen de doku

 paraziti şeklinde yaşarlar. Her zaman bu tip ilişkiler arasındaki sınırlar

belli değildir.Örneğin insanda Amipli dizanteri etkeni olan Entamoeba

histolytica , bazı hallerde bağırsak boşluğunda sığıntı olarak besin artıkları ve

bakterilerle geçinirken , bazende dokulara geçerek hücreleri parçalamaya

 bunlarla ve eritrositlerle beslenmeğe başlar.

Normal florada denge içerisinde bulundukları sürece zararsız olan

 mikroorganizmalar , uygun koşulların oluşması sonucu (kemoterapi ,

vücut direncinin düşmesi vb.) hastalık meydana getirebilmektedirler.

Böyle mikroorganizmalara fırsatçı patojen(=oportünist)

adı verilmektedir.

E. coli, kandida, stafilokok, pnömokok ve psödomonas gibi

mikroorganizmlar oportünist organizmlaradır.

Parazitlerin çoğu , yaşam döngüleri boyunca sadece tek konağa sahiptir.

Bunlara Monoksen=Monogenetik formlar adı verilir. Bu döngünün

bir kısmını konaklarının dışında geçirirler. Örnek olarak

Giardia intestinalis ve Ascaris lumbricoides verilebilir.

Parazitlerin diğer bir kısmı ise farklı iki konağa (Diheteroksen=digenetik formlar)

denir.Daha ender olarak çok fazla sayıda konağa (Poliheteroksen=poligenetik formlar)

ihtiyaç duyarlar . Bunlara da Heteroksen=Heterogenetik Formlar adı verilir.

Diheteroksen formlara örnek olarak, Taenia saginata, poliheteroksen formlara ise

Diphyllobotrium latum verilebilir.Heteroksen paratizmde , parazitin eşeyli

üreme geçirdiği yada erişkin şeklinin yaşadığı konağa “son=(kesin) konak” denir.

Eşeyli üremenin olmadığı veya olgunlaşmamış şekillerinin geçici olarak yaşadığı,

 fakat gelişmesi için gerekli olan konak veya konaklara ise

“ara (=intermediyer) konak” adı verilir.

Parazitizmde , parazit için doğada kaynak rolü oynayan konak

veya konaklara ise Rezervuar (depo) adı verilir.

Son konak-ara konak şeklindeki ayırımlar Trypanosoma ve

 Leishmania cinsi gibi eşeyli üremenin gerçekleşip gerçekleşmediği henüz

 bilinmeyen organizmalarda imkansızdır ve sıtma parazitleri (Plasmodiidae)

gibi organizmalarda ise uygun değildir.

Sıtma parazitlerinde ara konak , olasılıkla protozoonun atalarının evrim

geçrdiği ilk konak (omurgalı) iken, ikinci son konak

 (omurgasız ,Diptera’dan bir sivrisinek) evrimsel açıdan nispeten daha

 geç kazanılmıştır.

Bu durumda seksüel döngü konağın birisinde (omurgalı) başlar.

Diğerinde ise (sivrisinek) tamamlanır.Böyle durumlar söz konusu

olduğu zaman konaklardan birisi

 çoğu kez Vektör (= taşıyıcı) olarak tanımlanır. Bu durum bir konağın ,

protozoonu diğer bir konağa taşıdığını ifade eder. İnsanın bakış

açısıyla bakıldığında sivrisinek sıtmanın vektörü, sivrisineğin bakış açısıyla

bakıldığında ise insan bir vektör olur.

Bu şekilde bir konak için parazit olan bir parazitin, bir başka parazit ile

parazitlendiği durumlara Hiperparazitizm denir.

Protozoon yahut parazit , vektör içinde gelişip ürediği takdirde Döngüsel

(siklik) yada Biyolojik Taşınımdan söz edilir.

Gelişim ve üremenin vektör içinde olmadığı durumlarda

ise Döngüsel olmayan (non siklik) veya Mekanik taşınımdan söz edilir.

Doğal olarak bu durumlara bağlı olarakta vektör ,

Biyolojik vektör ve Mekanik vektör olarak adlandırılır.

MİKROORGANİZMALARIN HASTALIK OLUŞTURABİLMESİ

İLE İLGİLİ FAKTÖRLER

1-Giriş kapısı

Hastalık oluşabilmesi için öncelikle, mikroorganizma konağa giriş

kapısı adı verilen yerden girebilmelidir. Değişik mikroorganizmalar

farklı giriş kapılarından organizmaya girerler. En önemli giriş kapıları ;

solunum sistemi (burun , ağız yolu), sindirim sistemi (oral, fekal yol),

yüzeysel mukozolar, üro-genital sistem ve deridir. Sağlam deri pek

çok mikroorganizmanın az yararlanabildiği bir giriş kapısıdır.Ancak

deride herhangi bir sıyrık veya kesik bulunması , birçok mikroorganizmanın

organizmaya girmesi için uygun bir giriş kapısı oluşturur.

2-Enfeksiyözite

Mikroorganizmaların konağın yerel savunmasını, normal ve özgül

antikorlarını ve fagositozu yenerek girdiği hücrede yerleşebilme

yeteneğidir. Enfeksiyözitede , mikroorganizmanın konak hücre

 ile ilişki kurmasından sorumlu olan yapıların (fimbria , glikokaliks)

 etkisi bulunduğu bilinmektedir.

Mikroorganizmaların virülansını etkileyen faktörler:

a-Mikroorganizma sayısı: Hastalık oluşabilmesi için belli sayıdaki

 mikroorganizmanın konakçı hücreye girmesi gerekir. Bu sayı

 mikroorganizmanın cinsi, giriş kapısı ve konağın savunma sistemi

 ile yakından ilgilidir.

b-Adezin ve fimbrialar: Mikroorganizmaların konak hücre ile

 ilişki kurup, organizmaya yerleşmesinde rol oynayan bu yapıların

 virülans ile yakından ilgili olduğu bilinmektedir.

c-İnvazyon: Bazı mikroorganizmalar konakta ilk yerleştikleri

bölgede kalmayıp diğer organ ve dokulara, bu arada kanada yayılarak

 hastalık oluştururlar. Bu şekilde mikroorganizmalar kan ve lenf yollarıyla

vücutta kısa sürede yayılma gösterirler.

d-Toksinler: Patojen bakterilerin bazıları organizmada belirli

bölgeye yerleşerek hastalık oluştururlar. Bu hastalık tablosu organizmada ,

 mikroorganizmanın oluşturduğu yerel etkilerle sınırlı kalabilir veya

mikroorganizmanın girdiği yerde ürerken oluşturduğu toksinlerinin ,

çeşitli yollarla (kan dolaşımı, periferik sinirler) organizmaya yayılması

sonucu çok ciddi, sistemik klinik belirtiler ortaya çıkabilir.

Difteri, tetanus, kolera ve kızıl gibi hastalıklar ,etkenleri belirli bir

 bölgeye yerleşmeyen ancak yaşamları sırasında ortama verdikleri

 ve spesifik hastalık tablosunun oluşmasından sorumlu olan toksinlerin

neden olduğu hastalıklardır.(Toksienfeksiyöz=primer toksik hastalıklar)

Biyolojik zehirler olarak nitelendirilen toksinlerin, organizma üzerinde

çok az miktarları ile ve genellikle seçici bir etki gösterdikleri bilinmektedir.

Toksik etkinin ortaya çıkması için belli bir enkübasyon (kuluçka) süresinin

geçmesi gerekmektedir.

Bazı toksinlerde (yılan zehiri) bu süre çok kısadır; dozu arttırmak suretiyle

 enkübasyon süresini oldukça kısaltmak mümkünse de tamamen ortadan

 kaldırılamaz.

Bakteriler endotoksin ve ekzotoksin adı verilen birbirinden farklı iki tip

 toksin oluştururlar.

Endotoksinler genellikle gram-negatif bakterilerin hücre duvarlarında bulunan ,

ancak hücrenin parçalanması veya ölen bakterinin otolizi sonucu

ortaya çıkan toksik yapılardır.

Bu bakteri grubunun duvar yapısında bulunan lipopolisakkarit

tabakasında bulunan Lipid A, tüm toksisiteden sorumlu olup kompleks

bir lipit yapısındadır.

Tüm gram-negatif bakterilerin toksinleri benzer farmokolojk etkiler oluştururlar;

Ateş yükselmesi, başlangıçta lökopeni, sonradan lökositoz ve ilişkili organlarda

 (böbrek ve akciğerler) iskemi, hemorajik nekrozlar, deride döküntüler,

başta kalp ve beyin gibi hayati önem taşıyan organların oksijensiz kalması

ve çalışamaması sonucu ölüm (endotoksik şok ) endotoksinlerin oluşturduğu

belli başlı fizyolojik etkilerdir.

Ekzotoksinler bakterilerin yaşamları sırasında bulundukları

ortama salgıladıkları ve hastalık oluşmasında o bakteriye özgüllük

kazandıran toksinlerdir.

Çoğunlukla gram-pozitif bakteriler ile bazı gram-negatif bakterilerin

oluşturduğu ekzotoksinlerin toksik etkisi, endotoksinlerinkine oranla

daha güçlüdür.

e-Kapsül: Kapsüllü bakteriler aynı cins kapsülsüz bakterilere oranla

daha virülandır. Kapsüllü bakteriler makrofajlar içerisine alınsalar bile

canlılıklarını sürdürürler.

3-Ekskresyon(=atılma)

Mikroorganizmaların hastalık oluşturduktan sonra yayılabilmesi

 için vücuttan atılmaları özelliğidir. Böylece doğada varlıklarını sürdürürler.

4-Doğada yaşamını sürdürme

Mikroorganizmanın başka bir canlıyı enfekte edene kadar doğada

 varlığını sürdürebilmesi gerekir.

Yorum Yaz